Bisiklet Reforma Hazır (mı?)

Bisiklet tarihinin en büyük şampiyonunun, aynı zamanda sporun tarihinin en büyük sahtekarlarından biri olduğu ortaya çıktığından beri; bisikletteki doping kültürü hakkında pek çok söz edildi, yazı yazıldı. Sayısı az da olsa sporcu ve gazetecilerden oluşan bir grup, bu meseleden önce de dopingin peloton içinde bir kültür, bir norm haline geldiğinden bahsediyordu. Ama Armstrong'un yakalanması Pandora'nın kutusunu açtı. Sanki bir çeşit omertayla yıllardır dili bağlanmış isimler, çekingen ve parça parça itiraflarıyla bile sıradan bir izleyici için şaşırtıcı, hatta şok edici gerçekleri ortaya çıkarıyordu ve ekliyorlardı, söyledikleri şeyler bu işin sadece küçük bir parçasıydı. Daha fazlası, çok daha fazlası vardı. Peki gerçekler bütünüyle nasıl ortaya çıkacaktı?   

Herkesin artık yalancı gözüyle baktığı eski takım direktörlerinden bazılarına iblisten farksız gözüken Armstrong'a, gözü kara doping şüphecisi Kimmage'dan özgürlük savaşçısı Bassons'a varana kadar herkesin hemfikir olduğu tek bir konu vardı: Pelotonun bir numaralı yöneticisi konumundaki UCI bünyesinde, soruşturma sürecinde bağımsız bir "gerçekle hesaplama" komisyonu kurulmalı, bisiklet dünyasında dopingle ilgili söyleyecek sözü olan istisnasız herkes bu makama gerçekleri anlatabilmeli, sporun içinde bir hastalık olmaktan çıkıp kendi içinde bir dirayete kavuşmuş bu çarpık düzen tanımlanmalı, ifşa edilmeli ve bozulmalıydı. UCI'ın yeni başkanı Brian Cookson'ın en önemli seçim vaatlerinden biri de buydu. Böyle bir makam oluşturulacak ve, Armstrong gerçeği ortaya çıktığında anlaşıldığı gibi, UCI artık geçmişindeki karanlığa arkasını dönmeyecekti. Birkaç gün önce, uzun zamandır beklenen gelişme yaşandı.
Bisiklete temiz bir gelecek vadeden UCI'ın yeni başkanı Brian Cookson

UCI, Lozan'da kurulan Bağımsız Bisiklet Reformu Komisyonu'nun (CIRC) 1998-2013 arasında dopingle ilgili olaylar hakkında tanıklık edebilecek herkesi dinlemeye hazır olduğunu belirten bir açıklama yaptı. Peki kimlerden oluşuyor ve tam olarak ne yapacak bu komisyon? Komisyonun başında Dick Marty isimli eski bir savcı var. Kendisi şu an politikayla uğraşıyor. Avrupa Parlamentosu'nda önemli soruşturmalarda çalışıp raporlar hazırlamış bir hukukçu. İki yardımcısından biri Ulrich Haas, Anti-Doping Kuralları'nın hazırlanmasında çalışmış bir dopingle mücadele uzmanı ve Peter Nicholson da kriminal soruşturmalarda uzmanlaşmış eski bir subay. Gizliliği korumak için olabildiğince az isimden oluşan bu küçük kurul, 1998-2013 arasında pelotonun içinde serpilmiş ağın katkısıyla oluşmuş doping kültürünün uygulamalarını ve nasıl işlediğini soruşturacak. UCI'ın geçmişte yaptığı masum ya da maksatlı hatalar da üçlünün merceği altında olacak.

Akıllara ilk gelen soru, böyle bir komisyonun nasıl böylesine rahatça tanıkları huzuruna beklediği olabilir. Çünkü bisikletteki doping ağı öyle bir batak ki tanıklık edenin sadece seyirci kalmasına da müsade etmiyor, dolayısıyla her tanık potansiyel bir sanık. Fakat komisyon, amacını öncelikli olarak yapılanları cezalandırmak değil, doping uygulamalarını tanımak ve bunlarla baş etmek olarak tanımlıyor. Diğer yandan, komisyonun bildiğimiz hukuka tabii olduğunu da hatırlatayım: Yani yaptığınız sporu temizlemek için kariyerinizi hiçe sayarak söylediğiniz her şey, bir gün aleyhinizde delil olarak önünüze çıkabilir. Bu şartlarda bisikletin yüksek profilli, bol apoletli isimlerinin kazandıkları her şeyin ardından itirafçı olacağını düşünmek iyimserlikten de öte bir saflık gerektiriyor. Ama bisiklet ailesi öyle "Judas" vakalarına tanıklık etmiş, öyle dönüşüm hikayeleri görmüş bir spor ki her şeye hazırlıklı olmak da gerek.

Sporun -şimdilik- en meşhur Judas'ı Floyd Landis, Armstrong yalanını ifşa eden ilk isimdi.

Kurul, hukuk kapsamında rutin düzenlemelere bağlı olsa da kendisine yardım etmeye gelen isimlere bazı ayrıcalıklar da sunuyor: Suçunu açıkça itiraf edip komisyona gerekli bilgileri sunan isimlere gelecekte WADA'dan alacakları cezalarda indirimler vadediliyor, UCI'dan kazandıkları para ödüllerini iade zorunluluğu kaldırılıyor. Dope damgası ve potansiyel itibar kaybı düşünüldüğünde bunlar önemli avantajlar mı, bence değil. Ama zaten 1998-2007 yılları arasında pelotondaki birkaç isim dışındaki kimsenin temiz olduğuna inanılmıyor. Dürüst olma cesareti gösterip öne çıkan isimlerin, az ya da çok ödüllendirilmesi bence doğru bir hamle. Bunların da ötesinde, gerçekleri söylemeye hazır olanlara UCI'dan tamamen bağımsız ve gizliliği tartışma altında olmayan bir seçenek sunuluyor.

İşe yarayacak mı? Bir bisiklet izleyicisinin aklına gelen en önemli soru bu. Bazıları umutlu, bazıları umutsuz. Tanıkları öne çıkmaya çağıran bu ilanın en önemli vurgularından biri, pelotonun sadece bir bölümünü, yarışçıları ya da yöneticileri değil pelotonla beraber bisiklet sporu çevresindeki herkesi tanıklık etmeye çağırması ve dinlemeye hazır olduğunu belirtmesi. Bunun önemini de şu örnekle açıklamak mümkün: Bisikletin dopingle hesaplaşmasının köşetaşlarından olan Festina skandalının başlama noktası, bir yarışçı, yönetici, antrenör değil takım souigneur'lerinden Willy Voet'in Fransa'ya doğru çıktığı yolculukta, uyuşturucu satıcılarının kullanmasıyla bilinen bir rotayı dalgınlıkla tercih etmesi. Komisyonun karşısına çıkma cesareti gösteren bir kelebeğin rüzgarı, domino etkisiyle kısa sürede Festina benzeri bir fırtınaya dönebilir. En azından, herhangi bir sporda gerçeklerin ortaya çıkmasını her şeyden fazla önemseyen bendeniz, bunu umuyorum.

 "Bir konuşursam" tehditleriyle ülkemizin futbol yöneticilerini hatırlatmaya başlayan malum kişi...

Ama komisyonun işi yine de çok zor. Çünkü peloton denen bu büyük aile, birbirine sadakatle bağlı bireylerden oluşuyor. Bütün sene karşılıklı yarışmanın ve beraber aynı koşullara göğüs germenin getirdiği birlik hissiyatı, izleyicinin gözlerini yaşartan ya da yüzüne bir gülümseme getiren anlar yaşatmanın yanında doping denen bu belanın gölgelerde saklanmasında da bir etken oluyor. Bu bağlılık yasasının kapsamı dışına çıkmış ve konuşması umulan birkaç isim ise şunlar:

- Elbette, Lance Armstrong. Bağımsız bir komisyonun kapısını ilk ben aşındırırım sözü hala akıllarda. Ama Travis Tygart kendisine (ve cezasına) sağlanabilecek hoşgörüden ne kadar memnun kalır bilinmez.

- Pelotonun belki de en arsız dope'si Danilo Di Luca. Özellikle İtalyan televizyonlarında yaptığı son çıkış ve sonrasında pelotonun çoğunluğu tarafından açıkça dışlanması, bu komisyon önünde herkesin çamaşırlarını dökmesine sebep olabilir. O da Lance gibi günah keçisi ilan edildiğini ama aslında pelotondaki herkes kadar doping yaptığını iddia etmişti.  Kamuoyu önünde herhangi bir güvenilirliği kalmamış olsa da kendisinin İtalyan "şırınga birliğinin" kulağı kesiklerinden olduğuna, pek çok şey bildiğine şüphem yok.

- Geert Leinders. Pelotonun en güvenilir ve istikrarlı sponsorunun kaybıyla sonuçlanan doping skandallarının -büyük olasılıkla- beyni. Eski ismiyle (ve takım yapısıyla) Rabobank'ın doktoru. Daha sonra 2011 yılında Sky'da kısa bir süre görev alması da pek çok spekülasyona sebep olmuş, doping aleminin "şeytan" doktorlarından. Meşhur dope'lerden Michael Rasmussen'in deyimiyle "Rabobank'taki doping düzeninin kalbi." Yakın zamanda mahkeme önüne çıkması beklenen Belçikalı, komisyonla iş birliği yapmaya ikna olabilir.

- 1998 Tour'da toplanan kan örneklerinin yeniden analizi sonrası dopingli olduğu ortaya çıkan Fransız Tour şampiyonlarından Laurent Jalabert. Fransız senatosunda pek açık sözlü olabildiğini kimse düşünmüyor. Fransız doping savaşçılarının yapmaktan çekinmeyeceği lobi ve kampanya, CIRC karşısına geçmesine sebep olabilir.

- 1999'da doping olmadan büyük turlarda ilk 5'e girmenin imkansız olduğunu söyleyen yorumlarından sonra, zamanın UCI Başkanı Verbruggen tarafından takımının diskalifiye tehdit edildiğini iddia eden efsane Mapei'nin direktörü Giorgio Squinzi.

- USADA dosyalarında modern dopingin mucidi, Michele "Diablo" Ferrari'nin hesaplarına paralar havale ettiği belgelenen Olimpiyat şampiyonu ve Kazakistan fahri devlet başkanı, Alexander Vinokurov.

Paul Kimmage'dan Willie Voyt'a, David Millar'dan David Walsh'a, US Postal kadrosundan Ivan Basso'ya bu liste uzar gider. Kimin öne çıkıp gerçekleri söyleyeceği, kimlerin karda yürüyüp izini belli etmeden bizleri kandırdığı kadar büyük bir gizem şimdilik. Bundan bir yıl sonra bu üç kişilik kurul işini bitirdiğinde, umarım önünmüzde bisikletin geçmişi kadar bugününü ve geleceğini de aydınlatan bir rapor ve elimizde bisikletin dopinge nasıl böylesine battığına ilişkin teorilerden ve akıl yürütmelerden fazlası olur. Fakat şimdilik her türlü beklentinin üstünde kocaman bir soru işareti var.

Luis Garcia del Moral
Şimdi sizlere bir doktordan bahsedeceğim. Aslında zaten bahsedilmiş şeyleri derleyip sunacağım. Adı Luis Garcia del Moral. Lance Armstrong davasındaki başrol doktorlardan biri. USADA’nın yayınladığı 200 sayfalık gerekçeli kararnameden del Moral ile ilgili bilgileri aynen kararnamede geçtiği şekliyle vereceğim.

Luis Garcia del Moral, doping programıyla meşhur ONCE takımı doktorlarındanken 1999 sezonuyla birlikte Dr. Pedro Celaya'nın yerine US Postal takımına alındı ve 1999-2003 yılları arasında takım doktoru olarak görevini sürdürdü. Noktalı maddelerle birlikte postun sonuna kadar okuyacaklarınız tamamen kararnameden alıntılardır. Kararnameye buradan ulaşabilirsiniz.

Okuyacağınız alıntılar spor tarihinin en büyük doping skandalının del Moral merkezli detayları. Bir sporcu nasıl dopinge başlatılır, yakalanmadan nasıl doping yapılır, dopingin iyisi(!) ve kötüsü. Yeterli doping, yetersiz doping(!). Gencecik bir bisikletçi nasıl doping batağına sürüklenir, onu göreceksiniz.

Yaklaşık iki sene evvel itiraflara başlayanların 15 yıllık ikiyüzlülüklerine şahit olacaksınız. 15 yıl boyunca nasıl herkesi (afedersiniz) ayakta sikenlerinin itiraflarını bulacaksınız. Dopingin nasıl iliklere işlediğini, EPO'nun nasıl gırla gittiğini, kanın nasıl torba torba aktığını göreceksiniz. Sahte reçete yazımlarını, takımın bilgisi haricinde EPO kullanan bir bisikletçinin nasıl bu haltı "yakalanmadan" yapması gerektiğine dair nasihatler aldığını da göreceksiniz.

Gencecik bir bisikletçinin ilaç ve uyuşturucu dolu dünyadan kaçmak için bisiklete sarılışını ama asıl bisiklette ilacın dibine battığını ve odasında ağlayışını okuyacaksınız. Bir doktorun nasıl "iyi doping yaptırmamaktan" sorumlu tutulduğunu göreceksiniz. Bisikletçilerin nasıl denek olarak kullanıldığını okuyacaksınız. Kısacası del Moral, Johan Bruyneel, Pepe Marti, Lance Armstrong ve doping ağının yaptığı pisliklerin bir panoramasını okuyacaksınız. Daha bu işin Michele Ferrari ayağı da var ancak şimdilik sadece Luis Garcia del Moral'in adının geçtiği icraatları sıralayacağım.

  • 12 Nisan 2010 tarihinde Paul Scott soruşturma kapsamında US Postal takımındaki kan, transfüzyonu da dahil olmak üzere, doping programına dair detayları paylaşmış ve Armstrong, Ferrari, Bruyneel, Marti, Dr. del Moral ve Landis de dahil olmak üzere pek çok bisikletçinin dahil olduğunu anlatmıştı.

  • 1999 senesinde US Postal takımına yeni bir takım direktörü ve takım doktoru getirildi. Armstrong’un bu değişimde büyü k etkisi vardı. Yolları ayırdıkları doktor Pedro Celaya, yasaklı maddelerin sağlanması anlamında yeteri kadar agresif değildi Armstrong için. Takımın yeni direktörü Johan Bruyneel’di. Doping programıyla bilinen ONCE takımından yenice emekliye ayrılmış bir bisikletçi ve yeni doktor da ONCE takımının eski doktoru Luis Garcia del Moral’di.

  • 1999 yılından itibaren US Postal takımı sporcularına sezon içerisinde EPO sağladıkları oldukça sağlam bir sistem oluşturmuştu. Pepe Marti ve Dr. del Moral, bisikletçilerin EPO ve testosteron kaynaklarıydı. Andreu, Dr. del Moral’den yarışlarda EPO enjeksiyonları almıştı.

  • Dr. del Moral Girona’da Jonathan Vaughters’a EPO ulaştırmıştı. Ve Jonathan Vaughters’ın anladığına göre del Moral kendisinden sonra “Nice’teki takım arkadaşlarıma, EPO da dahil olmak üzere, doping maddeleri” götürecekti.

  • 1999 Tour de France’ın prologunu kazanan Lance Armstrong sarı mayoyu üstüne giymişti. Birkaç gün sonra US Postal takımı Armstrong’u kortikostreoid maddesinin pozitif çıktığını söylemişti. O an orada bulunanların ifadesine göre Arsmtrong’un medikal tedavi izni bulunmuyordu kortikosteroid için ve pozitif çıkan test sonucu ortalığı karıştırmıştı. Tyler Hamilton “Lance, Johan ve del Moral’den ‘bu ne biçim iş’ şeklinde küfür ettiklerini” hatırlıyor.

    George Hincapie
  • Emma O’Reilly, takım ve Armstrong pozitif test sonucunu örtbas etmek için plan yaptıkları sırada odada Armstrong’a masaj yapıyordu. Armstrong ve takım yetkilileri, del Moral’in geri dönük bir reçete yazması konusunda anlaşmıştı. del Moral sele yarası için kortizonlu krem reçetesi yazdı ve Tour’dan önce böyle bir tedavi aldığına dair bir hikaye yaratıldı.

  • Tour’un ilk iki haftasında Armstrong, Hamilton ve Livingston “her üç dört günde bir EPO aldı.” Pepe ya da Dr. del Moral bisikletçilere kamp alanına ya da otel odalarına EPO’ları götürürlerdi. “EPO şırıngaların içerisinde hazır bulunurdu ve çabucak enjekte edilip ya bir kola kutusuna ya da bir çantaya atılırdı ve Dr. del Moral olabildiğince çabuk bir şekilde kamp alanında uzaklaştırırdı” bu sayede Tyler Hamilton, 1999 Tour de France boyunca Armstrong’un EPO kullanımına tanıklık etti.
  • Christian Vande Velde de EPO olduğuna inandığı bir maddenin 1999 Tour sırasında del Moral tarafından Kevin Livingston’a enjekte edildiğini gördüğünü söyledi.

  • Dr. del Moral ayrıca Hincapie ve Vande Velde’ye yarış sırasında testosteron da sağladı.

  • Valencia’ya dönüşte bisikletçiler bir otele götürüldü ve burada kanları torbalara alındı. Bruyneel, Michele Ferrari, Dr. del Moral ve Pepe Marti kan alımı sırasında odalarda bulundu ve Ferrari ile del Moral kan alım sürecini takip etti. Bisikletçilere Tour de France süresince kanların geri enjeksiyonundan del Moral ve Marti’nin sorumlu olduğu söylendi.

  • Tyler Hamilton 11 Temmuz 1999 akşamı Armstrong ve Livingston’ın kan transfüzyonu aldığına şahitlik etti; “Tüm işlem 30 dakikadan az sürdü. Livingston ve ben transfüzyonu bir odada aldık, Lance ise kendisininkini hemen yan odada aldı; ortak bir kapıyla ayrılıyordu odalarımız. İşlem süresince Lance’i görebiliyorduk odamızdan. Johan, Pepe ve Dr. del Moral süreç boyunca odadaydılar. del Moral iki oda arasında gidip geldi sürekli ve transfüzyonun gidişatını gözlemledi.”

  • Tyler Hamilton, Lance’le birlikte kaslara oksijen iletimini artırmak için Actovegin aldıklarını söyledi. Ayrıca Hincapie de Dr. del Moral’in “dolaşımı iyileştirmek ve performansı artırmak için” Actovegin kullandırdığını. Armstrong ve takım tarafından Actovegin’in asfalt yanığı tedavisinde kullanıldığı şeklinde açıklamanın tamamen yalan olduğunu ekledi.

  • 2003 Tour de France’tan kısa bir süre sonra Armstrong, Hincapie’ye Girona’daki evini kullanıp kullanamayacağını, şu an kendi evinde misafir olduğu için orada yapamayacağı bir işi olduğunu söyledi. Hincapie kan torbaları taşıyan del Moral ile Armstrong’un yatak odasına gidişlerini izledi. del Moral bir ceket askısı isteyerek kapıyı ardından kapattı. Hincapie olayı sonrasında ikiliyle konuşmasa da önceki  tecrübelerinden bunun bir kan transfüzyonu olduğunu biliyordu.

  • 11 Temmuz 2003’te Floyd Landis takımın kaldığı oteldeydi. Ertesi gün Tour, Lyon’dan Morzine’e giden etap ile dağlara geçecekti. Johan Bruyneel Landis’e Dr. del Moral’in odasına gidip kan transfüzyonunu almasını söyledi. Landis odaya gittiğinde Armstrong, Hincapie ve diğer birkaç takım arkadaşının takım doktoru tarafından kan transfüzyonu aldıklarını gördü.
Solda del Moral, sağda Pepe Marti
  • Hincapie “Takım arkadaşı oldukları dönemde Lance’in testosteron aldığının farkında olduğunu” söyledi. 2003 Tour de France sırasında takım doktoru del Moral Hincapie ve Landis’e küçük bir şırınga ile zeytin yağı enjekte etti. Zeytin yağının içerisinde Andriol diye bilinen bir tür testosteron vardı. Tur boyunca her iki üç gecede bir alıyorlardı. Landis aynı yıl Vuelta’da da takım doktoru tarafından Andriol almıştı.
  • 2003 Tour de France’tan sonra Bruyneel, Landis’ten Vuelta’ya katılmasını istedi. Ayrıca Landis’ten Valencia’ya gidip del Moral’i görmesini ve kanını aldırmasını böylece Vuelta sırasında tekrar vücuduna enjekte edilebileceğini söyledi. Landis Valencia’ya gitti ve burada Bruyneel ve del Moral karşıladı onu, kanı alındı.

  • 2003 senesinden sonra 2004’te takımın sağlık ekibinde bir değişiklik yapıldı ve Dr. del Moral’in yerine Pedro Celaya getirildi. Celaya ONCE takımından gelmişti ve 1997-1998 yıllarında yine US Postal ile çalışmıştı. ONCE’ta da US Postal’da da doping programının içerisindeydi.

  • 1998’den sonra Dr. Celaya ile yolları ayırmıştı US Postal ve bunda Armstrong’un etkisi vardı. Lance, Jonathan Vaughters’a serzenişte bulunmuştu ve Celaya’nın doping maddelerinin kullanımı konusunda çok tutucu olduğunu söylemişti. Dr. Celaya ile ilgili şu cümleleri kurmuş Lance “Temiz yarışsak da olur, Celaya kafein hapı dahi verirken ateşinizi ölçmek istiyor. Dr. del Moral doping maddelerinin kullanımı konusunda Celaya’dan çok daha agresifti.”

  • Johan Bruyneel genç isimleri performans artırıcı ilaçlara alıştırmak konusunda epey şey öğrenmişti. Genç bir profesyoneli veteran bir doping kullanıcısına çeviriyordu işleyerek. 2000ler’in başında yeni progesyonel olan Christian Vande Velde, del Moral’in önerdiği doping programı konusundaki endişelerini Bruyneel ile paylaştı ve Bruyneel ona “işin sonunda iyi hissedeceksem, başında kötü hissetmek konusunda endişe etmeye gerek yok.” dedi.

  • Daha yeni profesyonel olan David Zabriskie, Girona’da takımın tecrübelilerden Michael Barry, Johan Bruyneel ve takım doktoru del Moral ile buluşacaktı. İspanyolca bilmiyordu, yepyeni bir çevredeydi Zabriskie. Ekip bir kafede buluştu ve konuşma İngilizce gerçekleştirildi. Bruyneel hemen konuya girdi. O ve del Moral, Zabriskie için iki enjeksiyon getirmişti. Biri iyileşme sürecini hızlandırıyordu diğeri ise EPO’ydu. Zabriskie şoka girmişti.

  • Üç sezon Zabriskie doping kullanmadı ama sonra sorular sormaya başladı. EPO kullanımının yan etkilerinden endişe ediyordu. Bruyneel ona “herkesin kullandığını” söyledi, eğer bu kadar tehlikeli olsaydı bunca profesyonel bisikletçi çocuk sahibi olmazdı dedi.

  • Zabriskie uyuşturucu dolu bir hayatttan sıyrılmak için bisiklete sarılmıştı ve yine kendini ilaçların ortasında bulmuştu. Michael Barry’nin yardımını istedi ama Barry yolunu çizmişti ve Bruyneel’in “pelotonda başarılı olmak için EPO şart” fikrine kapılmıştı.  Barry’nin dairesinde buluştu grup ve David ile Barry, Dr. del Moral tarafından EPO enjeksiyonu almıştı. David Zabriskie’nin kariyerinde yeni bir dönem başlamıştı – doping dönemi. Bisiklet artık onun için ilaçlardan kaçmak demek değildi. O akşam odasına döndüğünde ağladı.

    Johan Bruyneel
  • Levi Leipheimer Bruyneel’in favorilerindendi. Bruyneel, 2001 senesinde Leipheimer’ın EPO kullandığını öğrendiğinde Leipheimer’ı “doğru” yöne yöneltmek için çok iyi bir fırsatı olduğunu gördü. Bruyneel’e EPO kullandığını doğruladıktan birkaç dakika sonra Leipheimer, Dr. del Moral’den bir telefon aldı. Doktor kendisine nasıl yakalanamadan EPO kullanacağına dair talimatlar verdi. Leipheimer “Johan ile Dr. del Moral’in endişesi benim EPO kullanmış olmam değildi; bana kullanmam söylenmeden almıştım ve güvenli şekilde kullanmamış olabilirdim. Pozitif çıkabilirdim ve bu takımın başına dert açardı.”

  • Christian Vande Velde, 1999-2003 yılları arasında takım kalan Dr. del Moral’in “huysuz, agresif ve sürekli bir acele içerisinde” olduğunu söyledi “odanıza dalardı ve kendinizi kolunuzda bir iğneyle bulurdunuz.”

  • O dönemde takımdaki 9 bisikletçi de Dr. del Moral’in doping programında yer aldığını söyledi. Jonathan Vaughters del Moral’i “doping kullanımında Celaya’dan çok daha agresif” olarak niteledi. “1999’da Solvang, Kaliforniya’daki kampımıza elinde bir Excel çizelgesiyle gelmişti. Tüm bisikletçilerle görüşüp sezon takvimlerini öğrendikten sonra onlar için bir doping planı çizmişti. Bize ‘bu büyüme hormonu alacağınız vakit bu da EPO’ya başlayacağınız tarih.’ derdi”

  • Frankie Andreu, David Zabriski ve Michael Barry, del Moral’den EPO enjeksiyonu aldı. Tyler Hamilton 1999 Tour de France da dahil olmak üzere yine del Moral’dan EPO aldı. del Moral ayrıca Lance Armstrong ve Kevin Livingston’a EPO alımında asiste etti ve yarış sırasında şırıngalardan kurtulmalarına yardımcı oldu. Jonathan Vaughters da EPO aldı aynı doktordan. del Moral 2001 senesinde Levi Leipheimer’a EPO kullanımı üzerine tavisye verdi.

  • Floyd Landis ve Christian Vande Velde del Moral’den testosteron aldı, George Hincapie EPO’nun yanında salin takviyesi de aldı. Leipheimer 2001 Vuelta öncesinde, Vaughters da 1999 Tour öncesinde salin enjeksiyonu aldı del Moral’den.

  • Dr. del Moral bisikletçiler adına sahte sakatlıklar için kortizon reçetesi yazdı. Tyler Hamilton bunun rutin bir uygulama olduğunu söyledi.

  • Dr. del Moral Christian Vande Velde için büyüme hormonu ve kortizon enjeksiyonuna dayanan bir doping programı geliştirdi. Vande Velde’ye büyüme hormonu sağladı ve kortizon ile büyüme hormonunun enjeksiyonunu yaptı.

  • Dr. del Moral bisikletçilere içeriğini sorulsa da söylemediği enjeksiyonlar yaptı. Bu enjeksiyonlarla bisikletçileri adeta denek olarak kullanarak verdiği maddenin etkilerini gözlemledi.

  • George Hincapie, Tyler Hamilton ve Floyd Landis Dr. del Moral’ın kan dopingi programının tam içerisinde bulunduğunu doğruladı. del Moral Belçika’da, Fransa’da ve İspanya’da müsabaka sırasında ve dışında ve Tour de France ile Vuelta sırasında etaplarda kan transfüzyonu uygulamaları yaptı.

  • US Postal’dan ayrılmasının üzerinden 5 yıl geçtikten sonra Dr. Celaya, Dr. del Moral’in yerine takıma geri döndü. del Moral’in ayrılışında Armstrong yine etkendi. Armstrong 2003 Tour de France’taki diğer yıllara oranla daha düşük kalan performansı için del Moral’i sorumlu tutmuştu. 

Ek: Tyler Hamilton David Walsh'a, 1999 senesinde Dr. del Moral'in kendisine kurduğu bir cümleyi hatırlatır;

Luis Garcia del Moral: "Sizin aldıklarınız, futbolcuların yanında solda sıfır kalır."

%29 Doping

Dick Pound, WADA eski başkanı.
Mayıs ayında WADA eski başkanı Dick Pound, WADA’nın isteği üzerine, mevcut test metotlarının durumuyla ilgili bir rapor hazırladı. Tablo hiç de iç açıcı olmadı. Her ne kadar bilimsel ilerlemeler sayesinde çok daha kompleks maddeler testlere yakalanıyor olsa da Pound, anti-doping çalışmalarının hiçbir şekilde yeterli olmadığı görüşünde. Dopingçiler organizasyonların, hükümetlerin ve sporcuların bu anlamdaki isteksizlikleri sayesinde paçayı sıyırıyor.

Pound, Associated Press’e verdiği röportajda başarısızlık için “insani ve politik faktörleri” suçladı ve federasyonları, IOC ve WADA’yı özellikle Lance Armstrong gibi seri dopeleri yakalayamamak konusunda aynaya bakmaya çağırdı.

“Doping testlerinin başarısızlığında insan faktörüne bağlı sistematik ve organize sebepler yatıyor.” diye yazmış raporunda Pound.

“Dopingsiz bir sporun inşası için gereken çabayı ve ekonomik fedakarlığı göstermek konusunda hiç kimse kılını dahi kıpırdatmak istemiyor.”

"Bunun bir uyanış çağrısı olması gerekiyor" diyor Pound. "Hatta bir çeşit savaş çağrısı. Sporun paydaşları bu çağrıya nasıl cevap verecek göreceğiz. Eğer düzgün bir karşılık gelmezse bunu kelleleriyle ödeyebilirler."

Rapor tüm ilgili gruplara ulaştırıldı ve pek çok tavsiye içeriyor. Eylül ayında Buenos Aires’teki WADA toplantısının ana maddesi olacak anlaşılan. Kasım ayında ise Johannesburg’ta dünya doping konferansında da çokça konuşulacağı aşikar.

Pound raporunu sonuca bağlarken özellikle Armstrong davasının sistemin nasıl işlemez halde olduğunun en net ispatı olduğunu söylemiş.

“Armstrong 300’den fazla kez tahlile girdi ve hiçbir zaman pozitif çıkmadı. Bu nasıl mümkün olabiliyor?”

Son yıllarda dünya çapında yapılan testlerin sayısı ve metotların kalitesi arttı ancak yakalanan dopingçi sayısında bir değişme yok.

Raporda yer alan bir istatistik, yılda yaklaşık 250,000 test yapılırken %1’den de azı ciddi doping maddeleri açısından pozitif sonuç veriyor; genel istihbarat ise bunun tersini söylüyor.

“Eğer tutucuysanız ve %10luk bir kesimin doping yaptığına inanıyorsanız, doping yapan her beş atletten dördü bu testler tarafından yakalanamıyor. Neden?”

“Doping konusunda asıl problem bilim ya da sistem değil, insanın kendisi. Gerçek şu ki gerekeni yapmak konusunda tarafların ortak bir isteği yok.”

Pound ayrıca sporcuların dopinge karşı konuşmamasından da şikayetçi. Ulusal ve uluslararası federasyonlar oldukça zayıf, ulusal kuruluşlar hükümetlerin etkisi altında ve hükümetler de kendi sporcularını yakalamak niyetinde değil. Tüm sistem bu şekilde işliyor.

Mesela Lance Armstrong emeklilikten döndüğünde, tüm ısrarlarına rağmen Floyd Landis'i takıma almamazlık etmeseydi şu an büyük ihtimalle hala 10 senelik bir yalanı yaşamaya devam ediyor olacaktık. Landis konuşmasaydı, Hamilton konuşmasaydı herkes sevmeye ya da nefret etmeye devam edecekti ama hiçbir şey şüpheden ve sıfır adet pozitif testten öteye  geçmeyecekti. O yüzden sporcuların konuşması çok önemli. Takımdaki oda arkadaşınız antrenmandan sonra yatağın başına asılı bir torbadan kan alırken siz kıçınızı dönüp uyuyorsanız, burada da problem var. Temiz sporcular ya da itirafçılar tehdit korkusu yaşamadan gördüklerini, şahit olduklarını ya da kendisiyle beraber bizzat yapanları çıkıp söyleyebilmeli. Bu tip bir cesaretin nitelik değeri, yapılan bin doping testinin nicelik değerinden çok daha fazla olabilir; tıpkı Lance Armstrong davasında olduğu gibi.

Raporda antidoping kuruluşlarının testlerin etkinliğinden ve niteliğinden çok niceliğine baktığına da değinilmiş. Ki çok da haklı bir tespit. Nereye baksak bu sene orada şu kadar adet test yapıldı şeklinde caka satar doping karşıtı demeçler görüyoruz.

Rapor aynı zamanda WADA’nın doping kurallarını ihlal eden federasyonları da yeteri kadar cezalandırmadığını söylüyor; EPO testlerinin azlığı, insulin ve büyüme hormonları, oyuncu sendikaların testlere karşı çıkması, takım ve bireysel sporlar arasındaki kural farklılıkları ve doping kontrolörlerinin tehdit edilmesi, rüşvet verilmesi.

Pound aynı zamanda IOC’nin artık kuralları acımadan uygulaması gerektiğini ve doping konusunda problemleri çözemeyen her branşı Olimpiyatlar’dan çıkarması gerektiğini söylüyor.

“Eğer kurallara uymuyorsanız bunun sonuçları olmalı. Ne zaman birileri ‘belki de yol bisikletini bir süre programdan çıkarmalıyız’ dese IOC, sporu kanatları altına alıyor ve ‘Ah hayır azizim, birkaç arıza yüzünden masum atletleri cezalandırmamalıyız.’ diyor.”
WADA başkanı John Fahey ve direktör David Howman

Dört gün önce de New York Times’ta 2011’e dayanan bir doping dosyası daha yayınlandı ve bir kez daha dopingin ne kadar derinlere işlediğini görmüş olduk. Doping testlerinin her sporcuyu yakalayamadığı bilinen bir gerçek ama aradaki farkın yüksekliği rezalet seviyelerde. Bu marjı gözler önüne sermek için WADA 2011 yılında bir araştırma ekibi oluşturdu ve kaç atletin performans artırıcı ilaçlar kullandığına dair daha “doğru” sayısal veriler elde etmek için çalışma başlattı.

2,000’den fazla atletizm sporcusu bu çalışmada yer aldı ve sonuçlara göre 2011 Dünya Atletizm Şampiyonası’na katılan sporcuların %29’u ve 2011 Pan-Arap Oyunları’ndaki sporcuların %45’inin önceki sene içerisinde doping yaptığı raporda sunuldu.

Tüm bu verilerin aksine 2010 senesinde WADA tarafından incelenen örneklerin %2’sinden de azı pozitif çıktı.

Araştırmacılar raporun sonuçlarını yayınlamak istiyormuş. Böylece spordaki doping gerçeğinin hayal edilenin de ötesinde olduğunu ve mevcut test yöntemlerinin sadece bir avuç atleti yakalayabildiğini gözler önüne sermek istiyormuş.

Ancak çalışmanın son taslağı WADA’ya sunulduğunda kuruluş, araştırmacılara şu an için raporu yayınlanamayacağını, önce Dünya Atletizm Federasyonu’nun bulguları incelemesi gerektiğini söylemiş.

IAAF’in sözcüsü Nick Davies konunun çok hassas olduğunu ve bu süreci nasıl yönetmeleri gerektiği üzerine çalışmaları gerektiğini söylemiş New York Times’la e-mail üzerinden yaptığı görüşmede. Çalışmanın yayınlanmak için tam olarak hazır olmadığını ve sadece sosyal bilimlere dayanan, sporcular arasında yapılan bir kamuoyu değerlendirmesi olduğunu söylemiş. Bu ay Moskova’dan toplanan kan örnekleriyle birlikte bu araştırmanın bir araya getirilerek daha kapsamlı bir çalışma yapacaklarını eklemiş.

Araştırmacılar ise yaptıkları çalışmanın oldukça önemli ve tek başına da gayet kapsamlı olduğunu düşünüyor. Moskova’dan alınan örnekler üzerinde araştırma yapmamış olacakları için bu bulguların kendi çalışmalarıyla birleştirilmesinin bilimsel açıdan hiçbir anlamı olmadığını söylemiş.

Proje 2011 senesinde başladı ve araştırmacılar Daegu ve Doha’da atletleri ankete tabi tuttu. Sporcular soruları tablet bilgisayarlar üzerinden cevapladı ve önce ya kendilerinin ya da başka birinin doğum tarihini düşünmeleri istendi. Sonrasında ise ekranda iki soru çıktı: biri akıllarında doğum tarihinin Ocak-Haziran arasında olup olmadığını soruyordu diğer soru ise “Geçtiğimiz 12 ay içerisinde bilinçli olarak yasaklı madde kullanarak anti-doping kurallarını ihlal ettiniz mi?” idi.

Çalışma bu şekilde tasarlanmıştı, böylece iki sorudan hangisini cevapladığını yalnızca sporcunun kendisi bilecekti. Sonrasında istatistiksel analizler sonucunda kaç atletin doping itirafı yaptığına dair bir yaklaşım hesabı yapıldı.

Elbette her atlet yer almadı ve yer alanlar da yalan söylemiş yahut doğum tarihiyle alakalı soruyu cevaplamayı tercih etmiş olabilir. Bu yüzden araştırmacılar elde ettikleri sonuçların gerçek değerlerin de altında kaldığını düşünüyor.

Ekip önce 2012’de yayınlanmaya hazır bir makale oluşturdu fakat taslak WADA’ya gönderildiğinde WADA başka bir şampiyona ile daha fazla araştırma yapmak istedi. WADA’nın bunu talep etmekteki gerekçesini ise araştırmacılar pek anlamamış.

Bu sene başında ise ekip ve WADA mutabakata varmış ve Science dergisine çalışmanın yayınlanması için talep gönderilmiş. Dergi reddetmiş ancak araştırmacılar bunun konudan kaynaklandığını düşünüyor. Science dergisinin sözcüsü de sebebi açıklayamayacaklarını ama yapılan taleplerin büyük çoğunluğunun zaten geri çevrildiğini söylemiş.

WADA çalışmayı desteklemeye devam etmiş ve başka yayınlara da göndermiş. Fakat Mart ayında kuruluş, araştırmacılara çalışmayı yayınlamamalarını ve IAAF’in değerlendirmesini beklemelerini söylemiş.

Teksas Üniversitesi’nden performans artırıcı ilaçlar üzerine uzmanlaşmış John Hoberman, bu çalışmanın kafalardaki “doping, birkaç sapkın atletin yaptığı vakalardır” algısını tamamen yıkacak cinsten bir araştırma olduğunu söylemiş.

“Ya inanılmaz fazla sayıda sapkın kişi sporcu oluyor ya da bu artık normal insanların başvurduğu gayet rutin bir davranış.”

Mayıs ayında WADA’nın talebi üzerine hazırladığı raporu sunan eski başkan Dick Pound da New York Times’la yaptığı telefon görüşmesinde şunları söylemiş;

“Bu işin psikolojik bir boyutu var; kimse kimseyi yakalamak istemiyor. Bu yönde hiçbir çaba, teşvik yok. Ülkeler sporcuları yakalanırsa, sporlar da kendi branşlarındaki sporcular yakalanınca utanç duyuyor.”

Sonuç:

Özellikle Dick Pound'un sözlerine kulak vermek lazım. İki rapor da antidoping kontrollerindeki çatlakları ortaya koyuyor. Problemin sporun ta iliğine işlediğini görmezden gelmek gibi bir lüks artık olmamalı ama ne yazık ki kazın ayağı öyle değil. Denklemde çok fazla değişken var, çok fazla etken var. Çakışan çıkarların belki de tek bir ortak noktası var, o da para. Kimsenin birbirinin kuyruğuna basmak istemediği danışıklı bir dövüş dopingle mücadele. Ortaya çıkan sporcuların büyük kısmı ise ya birilerinin kuyruğuna basıldığı için ya da ibret olsun diye çıkıyor.

Sayılar korkutucu seviyede. %29 demek çok düz bir mantıkla erkekler 100m finalindeki yedi kişiden (Bolt, 2011, hatalı çıkış) en az ikisinin dopingli olması demek. Başta WADA olmak üzere tüm antidoping kuruluşları kaç tane örnek alındığını söyleyerek göz boyuyor. Alınan örneklerin kaçının tahlil edildiğini bilmiyoruz. Kaçında EPO arandığını, kaçında ise sadece uyuşturucu maddelere bakıldığını bilmiyoruz. Aslında yapılan kontrollerle ilgili hiçbir şey bilmiyoruz.

Bilim ilerliyor, teknoloji ilerliyor, test imkanları artıyor, evet. EPO şunun şurasında 10-15 senedir tespit edilebilir durumda. WADA her sene yasaklı madde listesinde düzenleme yapıyor, yeni maddeler radara takılıyor. Ama doping her şekilde devam ediyor. Devam ediyor, çünkü şampiyonluk milyonlarca dolar demek. Devam ediyor, çünkü sporcu kazandıkça sponsor da kazanıyor. Devam ediyor, çünkü sporcu beklenti baskısını karşılamak peşinde. Çünkü kazanmak duygusu bir sporcu için en büyük haz, en büyük tatmin.

Devam ediyor, çünkü Olimpiyat altını silahsız bir savaşı kazanmak demek. Tüm antidoping sistemi politik müdahaleler ve çıkar çatışmaları yüzünden işlemez halde. Şu an ise dopinge karşı yapılabilecek en önemli şey doping yapıldığını kabul etmek.

Blogroll

Katkıda bulunanlar

About