Vuelta'da dün üçüncü gün geride kaldı ama gerçek yarış aslında iki gündür sürüyor. Ve ortalığa kocaman bir belirsizlik hakim. Fırtına kopmadan bulutların toplanması gibi yarışçılar birbirine yaklaşıyor, saflar sıklaşıyor. Süre olarak bir fark oluşması için çok erken ama kim kimden daha iyi durumda anlamak da şimdilik hayli zor.

Astana ilk etapta kırmızı mayoya pedallıyor

Takım zamana karşıda Astana muhteşem bir performansla kaşları kaldırmamıza sebep oldu. Dokuz kişilik takımın yedisiyle çizgiye son sürat vardıklarında Nibali'nin kırmızı mayoyu kazanma şansı değil kazanmama ihtimalini hesaplamaya başlamıştım içimden. Nitekim, Nibali şimdiden bir gün kırmızı mayoyu taşıdı bile. Genel klasman iddialılarını daha ilk yol gününde öne çıkaran tırmanış bitişini Roche alırken Messina'lı köpek balığı domestiklerinden hiçbiri önünde kalamadığından kırmızı mayoyu üstünde buldu. Domestiklerini kendisi mi saklamayı seçti, yoksa İtalyan sporcunun destek ekibi beklediğimizin altında mı? Astana'nın Vuelta'daki kaderini bu soru belirleyebilir, çünkü liderlerinin gücü açısından sıkıntıları var gibi durmuyor.

Tabii, beklendiği gibi, Nibali'nin liderlikle ilk münasebeti pek kısa oldu. Dün etabın sonunda küçük bir tümsek gibi yükselen yokuş, Chris Horner'a kırmızı mayoyu ve pelotonun büyük turlardaki en yaşlı etap galibi unvanını getirdi. Yarış başlamadan önce ilk haftada kırmızı mayoyu giymek istediğini zaten söyleyen Amerikalı'nın 41 yaşındaki bacakları, parkuru ne kadar süre kaldırabilecek bilinmez ama sprinterlerin keyfine göre ayarlanmış önümüzdeki üç gün boyunca sıkıntı çekmeyeceği kesin. Peki Horner'ın üstündeki mayo da kimlerin gözü var? Kimin yok ki...

Kariyeri lider taşımakla geçmiş Horner bu kez liderliğin keyfini çıkarıyor

Vuelta'nın şimdiye kadar en aç gözüken ismi, kariyerinin sonuna her gün biraz daha yaklaşan Alejandro Valverde. İlk iki günün ikisinde de etap zaferi için takım arkadaşlarıyla beraber sonuna kadar zorladı. İlk gün, Leopold König'in başlattığı isyanla kaybettiği kontrol Nicholas Roche'un zaferini getirdi. İkinci gün, Chris Horner'ın kaçışı hesapta yoktu. Valverde ve ekibi bir süre kenara çekilmek zorunda. Önlerindeki birkaç etap dişlerine pek uygun değil. Ama zamanı geldiğinde tempoyu en çok yükselten onlar olacak. Buna şüphe yok. Quintana'nın yükselişi sonrası ikinci adam konumuna düşecek Valverde, Tour'daki talihsizliklerin de etkisiyle bütün silahlarını kullanacaktır.

Sky pelotonun en hazır ve en disiplinli kadrosu gibi görünmeye bayılıyor. Hizmeti asla ikinci plana atmayan domestikleri ve o domestiklerin iplerini kolay kolay gevşetmeyen takım yönetimiyle bunun görüntüden daha fazlası olduğu da kesin. Ama iş liderlere geldiğinde -2013 Tour serüvenleri hariç- hep bir terslik yaşıyorlar. 2011 Tour'da, Wiggins kaza yapmış, lidersiz kalmışlardı. O hüsranın telafisi için gittikleri 2011 Vuelta'da kırmızı mayoya gücü olmayan Wiggo'yu öne atıp Froome'un daha yüksek olan şampiyonluk şansını çöpe atmışlardı. Sonra 2012 Tour'daki meşhur Peyragudes meselesi yaşandı, Wiggins'in sarı mayosu bazıları için hala "şüpheli." 2013 Giro'ya Tour şampiyonu ve İngiliz asili unvanlarıyla gelen Sir Wiggins, yağmurlu havada iniş yapamayınca Sky da yolda kaptan değiştirmek zorunda kaldı. Bu yılki Vuelta'da da gayri resmi olarak lidersiz kaldılar. 2013 Giro ikincisi Uran'ı yarış öncesi aforoz edip hemşerisi Henao'ya liderlik verdiler. Ama Henao daha ilk yokuşta seçkin tırmanışçıların tozunu yutmaya başladı. Şu an liderden üç dakika uzakta. Hain muamelesi gören Uran ise yarış liderinin 25 saniye gerisinde. İki taraftan da meseleyle ilgili açık bir yorum gelmiyor. Uran, "ben bir ay sonra konuşacağım" diyerek mesajı verdi bile. Takımsız Uran ne kadar başarılı olacak? Başarılı olursa neler söyleyecek? Büyük merak konusu.

Yalnız kovboy Uran son kurşununu atmadan pes etmeyecek

Kimin lider olduğunun belli olmadığı bir takım daha var: Tour'da lideri tarafından hayal kırıklığına uğratılan Saxo-Tinkoff. Kreuziger, Tour'daki harika tırmanışlarından sonra İspanya'da zincirlerinden kurtuldu. Bjarne Riis tarafından lider ilan edilerek soluğu Vuelta'da aldı. Tek lider olup olmadığı sorusu ise havada. Takımın genç ama pek parlak yeteneği Rafal Majka, Giro'da beyaz mayoyu saniyelerle kaçırdıktan sonra buraya da harika bir başlangıç yaptı ve dünkü son tırmanışta bir domestik gibi Kreuziger'i getirmek yerine Valverde'nin sürüklediği iştahlılarla etap galibiyeti arıyordu. Kreuziger, Tour'da kendisini durdurmaktan çekinmeyen Contador gibi genç Polonyalı'nın önünde durabilir ya da Saxo-Tinkoff tek adam hakimiyeti yerine iki başlı bir yarış çıkarmayı deneyebilir. Yarışın giderek sertleşen parkuruyla beraber gerçek resim ortaya çıkacak.

Purito hafif hafif vidaları sıkmaya başladı

Bu paragraflar dolusu belirsizliğin içine saklanmış, çıtını bile çıkarmadan bekleyen sinsi bir yarışçı var: Joaquim 'Purito' Rodriguez. Tour'da yaptığı gibi en doğru anı beklediğini düşünüyorum. Diğer yandan, Katusha için de ikinci adamları Daniel Moreno'nun ileri çıkma ihtimali hala masada. Geçen yıl Vuelta'yı beşinci bitirdiği unutulmamalı. Purito, Tour'daki gibi kendini parkurun "ayırıcı" kısmına mı saklıyor, yoksa Fransa'da ve daha da öncesinde kendisine sadık bir şekilde çalışan Moreno'nun önünü mü açıyor, göreceğiz. Zamana karşıların daha önemsiz olamayacağı bir rotada geçen yıl Contador'a kıl payı kaybettiği kırmızı mayoyu, bu belirsizliğin içinden alarak çıkabilir. Kariyerinin pek bereketli geçen son baharını birincilik kürsüsünde bitirmek rüya gibi olacaktır.

Nicholas Roche bir şeyler kazandığına kendi de inanamıyor

Bunca laf salatasının ardından bugünkü etap büyük bir ihtimalle yukarıdaki isimlerin çok büyük kısmının ilgilenmediği bir mücadeleyle bitecek. Pelotonun tek günlük yarışlarla sprint arasında sıkışmış "puncheur" adıyla anılan yarışçıları bugünün sonundaki o küçük tırmanışın keyfini çıkaracak. OmegaPharma'dan Gianni Meersman ve Orica'lı Michael Matthews olağan şüpheliler. Yine de 2013 Vuelta'ya öyle bir belirsizlik hakim ki gözünüz her ihtimale açık olsun. Nicholas Roche'un etap kazandığı bir yarış izliyoruz sonuçta...


Vuelta, takvime bakınca büyük tur klasmanında olmasına rağmen, hep çok uzaklarda ve Tour sonrası yapılmasının da etkisiyle sanki bir büyük turdan daha önemsizmiş gibi bir izlenim bırakır. Yüksek profilli bir yarışçı, sezona kolay kolay "Vuelta'yı hedefliyorum" diye başlamaz. Öncelikle ağızlarda Giro ya da Tour olur. Sezon, Bahar Klasikleri'nin coşkusuyla açılıp Giro heyecanıyla hızlanırken klasik Tour manzaraları ve tırmanışlarıyla adeta bir zirve yapar. Vuelta hep bunların arkasında, sanki sezon planlanırken hesapta yokmuş da birileri yarışlar yapılırken biraz daha bir şeyler izlemek istediğinden eklenmiş gibi gelir.


Kısacası, takvimdeki üç büyüğün en küçüğüdür Vuelta, yetmezmiş gibi bir de üveydir. Fransa ve İtalya arasındaki sessiz dostluk ve zaman zaman düşmanlığa kaçan rekabet tam bir kardeş ilişkisi gibi yürür. Vuelta boğucu Ağustos ayının sonunda, iki kardeşinden de uzakta kendi ayaklarının üzerinde durmaya uğraşır. Vuelta'nın yayın araçlarını bozan, yarışçılarını perişan eden sert mizacı da bu küçük kardeşin kendini kanıtlama sevdasından gelir belki de. Ne mutlu ki, takvimin ihtişamlı abisi Tour de France 100'ncü yılını kutlamış, onun şaşırtıcı ve güzel kız kardeşi Giro son yılların en etkileyici yarışlarından birine sahne olmuşken Vuelta'nın pelotonun ağır abilerine de genç yeteneklerine de sunacak çok fırsatı var.

Öncesi

Bir büyük turun fotoğrafı önündeki yarışlarda çekilir desem yanlış olmaz sanırım. Giro veya Tour öncesindeki küçük yarışlar, ismen önemsiz gözükseler de iddialıların kalite kontrol yaptıkları, güreşe başlamadan önce rakiplerinin ensesini şööyle bir yokladıkları kilit anlar içerir. Elbette, üç haftaya yayılan şiddet ve süre olarak dev bir yarışı kitap gibi okumayı bekleyemezsiniz buralarda gördüklerinizle. Ama kim, hangi tırmanışta pelotonun kuyruğuna inmeyecek aşağı yukarı bilirsiniz.

Bu sezon, Vuelta öncesinde hazırlık niteliği taşıyan iki yarış vardı: İlki, diğerlerine göre çok daha sert ve alengirli parkuru (ve kurallarıyla) Polonya Turu; ikincisi, hemşerilik avantajını taklitçi bir parkurla birleştiren Vuelta a Burgos. Aslında Eneco'yu da bu başlıkta incelemem gerekirdi. Ama yarış, bu yıl daha çok gözünü Dünya Şampiyonasına dikmiş isimlerin ilgisine mazhar oldu. Geçelim diğer ikisine.

Giro şampiyonu Polonya'da ter attı

Polonya Turu, İspanya'nın ağır topları için ısınma gibi geçti. Kimse çok hevesli ya da dominant gözükmese de herkes kendi payına düşeni çıkarmayı bildi. Daha form tutmamış Nibali, zaman zaman kaçışlara katılıp düştükten sonra saate karşı etabında nal topladı. Bir nevi yarışı idman olarak kullandı. Basso'nun Giro'yu kaçırmanın acısını çıkarmak ve "daha ölmediğini" göstermek istediği belliydi. Yarışı ilk 10'da bitirip mesaj verdi. Diğer önemli isimlerden Saxo'lu Rafal Majka, memleketindeki yarışı zamana karşı etabında kazanma fırsatını kaçırdı ama ilk 5'te kaldı. Sky'ın "sonradan lideri" Henao beşinci olup başrolde güzel bir ilk performans sundu.  Ag2r'nin cep roketi Pozzovivo, Giro'dan sonra burada da ilk 10'daydı. İtalya'daki şanssızlığı İberya'da kırabilirse bir şeyler başarabilir gibi gözüktü.

Sonraki sınav İspanya'daydı. Burgos bölgesindeki yarışta son günkü kısa ama çok sert etap Vuelta şiddetinin kısa bir temsili gibiydi. Ve o günü en önde bitiren dört isimden üçü Nibali, Basso ve Quintana'ydı. Pelotonun yeni yıldızı Quintana, Vuelta'ya gelmeyeceğinden buradaki denklemin dışında. Diğer iki İtalyan'dan ise İspanya topraklarında büyük bir rekabet bekleniyor. Basso, Giro'da kan kokusunu aldıkça yırtıcı bir köpek balığı gibi saldıran Nibali'ye ne kadar dayanabilir, bilmiyorum. Ama Burgos'un bitişini eski çırağının önünde geçmeyi başardı. Bu dörtlünün sürpriz diyebileceğim ismi, Vuelta'ya hemşeri kontenjanından davetiyeyle gelen Caja-Rural'in lideri David Arroyo. Arroyo bundan üç sezon önce Giro'da aldığı ikincilikle kariyer zirvesini yaptığından beri o seviyeye yaklaşamamış ve geçen sezon bütün büyük turlardan uzak kalmış. Yine de Movistar'da geçirdiği uzun yıllar önemli bir tecrübeye işaret. Yarışın 11 zirve bitişinden birinde, kırmızı mayoya giden bir büyük balığın kuyruğuna etap zaferi için takılırken görebiliriz. Ya da yarış bittikten sonra, tıpkı Giro'da patlama yapan İtalyan meslektaşı Santambrogio gibi, acemice EPO tekniklerinden birini kullandığını öğrenebiliriz. 

Takımlar

Giro ya da Tour'u izlediyseniz bu kısmı takip etmekte zorlanmayacaksınız. Kadrolar kulak çınlatıyor. İlk olarak, yarışın en ağır topu Astana. Liderleri Nibali, Giro-Vuelta ikilisi yaparak sporun tarihinde yer edinmek istiyor. Tıpkı oradaki gibi, onun çevresinde dört dönecekler. Çok güçlü bir kadroyla geliyorlar. Baş domestik Kangert'e, Tour 7'ncisi Fuglsang'a, hala gelecek yıla kontrat bulamamış Brajkovic'e dikkat. En önemli rakipleri Sky, Sir Wiggins'in kaprislerinden ve Giro 2'ncisi Uran'ın liderliğinden yoksun bir İspanya yolculuğuna çıkıyor. Tour-Giro karması bir domestik kadrosuyla yine de çok dikkat çekiyorlar. Bacakları isimlerinin ağırlığını kaldırabilecek mi, o bir muamma. Movistar da pelotonun belki de gen geniş kadrosundan dikkat çekici bir seçki yaparak güç sıralamasında podyumu tamamlıyor. Lider olarak gittiği son Tour'da kaza kurbanı olan Valverde, kariyerinin son kurşununu atıyor olabilir.  Giro'da akmasa da damlayan Intxausti, burada da ilk 10'u zorlayacaktır. "Terfi etmek" için daha fazlasını da isteyebilir. İspanyol takımın kalanından herhangi bir ismi etap zaferine veya zaferlerine kaçarken görebilirsiniz. Bütün sezon olduğu gibi, çok yönlü bir kadroyla birden çok hedefi vurmaya çalışacaklar.

Movistar'ın lideri Valverde 2009'da Vuelta zaferini kutlarken.

Gelelim hiyerarşinin bir alt kısmına. Sakatlığı olmasa bir üst başlıkta söz edeceğimiz Ivan Basso ve sadık yoldaşları, Cannondale'i podyuma çıkarmaya çalışacak. Kadronun önemli bir kısmının formu dikkat çekici gözüküyor. Kırmızı mayoya beklenmedik bir şekilde ortak olabilirler. Memleketinin ve bisikletle tanınan ailesinin büyük umudu Dan Martin, Tour'un sonunda yaşadığı talihsizliklere teselli bulmaya çalışacak. Herkes yeteneğinin farkında ama hala beklentileri karşılayabilmiş değil. Vuelta'da takımının tek odağı olarak başarı arayacak. Pelotonun gür saçlı delikanlısı Betancur, son üç ayını memleketi Kolombiya'da irtifa idmanlarıyla geçirdi. Giro 5'nciliğinden sonra Vuelta podyumu hayal sayılmaz. Takımdaşı Pozzovivo'yla beraber Ag2r'ye kâbus gibi biten Tour'u unutturmaya çalışacaklar. Bu yılın Giro 4'üncüsü Scarponi, bu kez podyumu kaçırmak istemez. Ama yeterince destek bulması zor gözüküyor. Sürpriz denebilecek Tour başarısının üstüne koymak isteyen Mollema ve Ten Dam'lı Belkin'in hala ispatlaması gereken bir şeyler var. Bu klasmanın son iki basamağında, isim olarak yukarıdakilerden daha iyi ama yorgunluk kontenjanından aşağıya yazdığım Saxo-Tinkoff ve Katusha var. Saxo-Tinkoff, Majka, Kreuziger, Roche ve Anker Sorensen'le bir bölümü yorgun ama geneli kaliteli bir ekibin liderliğinde olacak. Katusha'nın Rusya destekli, İspanyol general Purito yönetimindeki ordusu, bu kez liderleri için yarım değil tam zafer peşinde olacak. Joaquim Rodriguez artık podyumla teselli bulmaktan sıkılmış gözüküyor. İyice ilerleyen yaşı tecrübeyle beraber motivasyon da getiriyor ama zaman lehine çalışıyor da denemez.

Son paragraf, görece küçük isimlerle sezona etkileyici bir bitiş yapmaya çalışacaklara kalıyor: Kiserlovski ve Zubeldia'yla başarı arayacak Radioshack, dev sprinteri Greipel'i dinlenmeye bırakan De Clerq'li Lotto, genç yetenek Wout Poels ve sezonu sönük geçiren De Gendt için ışık arayan Vacansoleil, yokuş fobisi yüzünden çıkışı duran Pinot'yu İspanyol yollarına da süren FDJ, Fransa'daki gibi "liderleri kim acaba" dedirten ekibiyle BMC, Tour'da yılın sprinterini parlattıktan sonra burada genel klasman için Barguil'den önemli işler bekleyen Argos… Yılın son büyük turu çok şatafatlı gözükmese de herkes yine bir parça istiyor. Ama "iddiasız" takımlar içinde gözünüzü parlak turuncu mayo giymiş olanlara dikin. Samu Sanchez, Igor Anton ve Mikel Nieve'nin kontrol edeceği Euskaltel, bu isim altında son büyük turuna çıkacak. İspanyol takımının İspanyol yarışçıları için kazanılacak her zaferin maddi, manevi çok büyük anlamı olacak. Ve tabii bir de klasik OmegaPharma-Quickstep var: Cavendish olmasa da onları sprint ve etap zaferi peşinde göreceksiniz. Meersman ve Stybar sırasıyla iki alanda da iddialı olmalarını sağlayacaktır.

Euskaltel'in bu parlak turuncusunu artık ancak arşivlerde göreceğiz.

Favoriler

Pek çok yetenekli genel klasmancının podyum için yukarıyı zorlayacağı bir yarış olacak. Ama tek tek yarışçılara bakınca ilk 3 için çok kalabalık bir kadro toplayamayız gibi duruyor. Herkesin yenmek için hazırlandığı isim, doğduğu toprakları yokuş, iniş, zamana karşı demeden 2013 Giro'da fetheden Vincenzo Nibali. Onun arkasından yazılabilecek isim, pek parlak özgeçmişine Tour podyumunu da eklemeyi başarmış Joaquim "Purito" Rodriguez. Fransa'da gösterdiği saate karşı performansı etkileyiciydi. Yokuşlara her zaman hazır olduğu düşünülürse, tek ihtiyacı Tour'da yorulmamış olmak. Geçen yıl Vuelta'da Contador'un sürpriz atağına uyuyakalması kırmızı mayoya mal olmuştu ne de olsa. Üçüncü sıraya gönülsüzce Alejandro Valverde'yi yazıyorum. Kaza sonucu kaybettiği tonla zamana rağmen Tour'u ik 10'da bitirmeyi başardı. Takımı çok güçlü, kendisi çok tecrübeli ama yarışı kazanmasını sağlayacak patlayıcılığı azalmış gibi geliyor. Dördüncü sırada, bir başka talihsiz, Dan Martin var. Tour'un sonunda yakalandığı hastalık neredeyse garanti olan ilk 10'u ve potansiyel bir ilk 5'i kaybetmesine neden oldu. Tek lider olarak geldiği İspanya, rüştünü ispatlaması için bir başka fırsat olacak. İlk 5'e (ve yukarısına) en çok yakıştırdığım isim ise Carlos Betancur. Malumunuz, Tour'daki Quintana dalgasıyla beraber bisiklette Kolombiya "moda oldu." Delikanlı enerjisiyle yokuşlu bitişi gördü mü finişe pedallayan genç Kolombiyalı'dan güzel bir sürpriz izlemek hoş olur. Henao, Kreuziger, Mollema, Uran gibi genel klasmanı zorlayacak başka çok yetenekli yarışçılar da var. Fakat form durumları, takım içindeki konumları ya da liderlik tecrübeleri yanlarına kocaman bir soru işareti koyuyor.

2013 Vuelta'nın amansız "bölüm sonu canavarı": Angliru

Parkur

Vuelta'nın liderlik mayosu kırmızıdır. Kırmızı, bilirsiniz, tutkunun, şiddetin, aşırılıkların rengidir. Bu yılın parkuru (Vuelta geleneğine uyarak) liderlik mayosunun rengiyle güzel bir uyum yakalamış. 11 tane zirve bitişi var parkurda. Şov amaçlı yapılan son gün hariç, ilk bakışta "sprint izleriz" dediğim etap sayısı iki. Yarışın gidişatına göre kırmızı mayo veya podyum mücadelesinin biteceği yirminci etap, bisiklet dünyasının en sert tırmanışı namıyla tanınan Angliru'yla bitiyor. Düzlükle biten 10 etaptan bir bölümü, bu kez de ortalarda çıkan ufak ve orta tırmanışlarla sabır zorluyor. Yani kırmızı mayoya her kim layık olacaksa, bunu canı fena halde acımasına rağmen çok heybetli bir şekilde yapmaktan başka çaresi yok. Tour'dan yorgun bacaklarla gelenler nal toplayabilir, bütün sezon derinden ilerleyen yetenekler patlama fırsatı bulabilir. Vuelta, şiddetli bir rotayla krizle fırsatı aynı anda sunup çok uzaklardaki Çinli kardeşlerinin diline selam ediyor.

Cancellara zaferlerle dolu klasik sezonunu bu kutlamayla(!) bitirmişti ama şu an pek yorgun değil

Dikkat!

- 11. etapta Dünya Bireysel Zamana Karşı mücadelesinin ufak bir provasını yapacak Martin ve Cancellara'ya,
- Göze batıp kontrat almak için her türlü etapta deliler gibi kaçabilecek Euskaltel'lilere,
- Dünya şampiyonu mayosuyla daha hiçbir yarış kazanamamış süperstar Gilbert'e,
- İkinci bitirdiği her etabı birinci olduğunu sanıp kutlayabilecek naif Betancur'a,
- Kaçış emekçisi, blogger bisikletçi Cameron Wurff'e,
- Ortalığı nasıl şenlendirebileceklerini asla bilemeyeceğimiz Orica-GreenEdge'e,
- Tek günlük hesapların uzman ismi Juan Antonio Flecha'ya,
- Google'ın isminin arkasına kaza ya da sakatlık eklemeyi önerdiği Hoogerland'a,
- Kırık bir parmakla 100'ncü Tour'un tırmanışlarına göğüs geren Haimar Zubeldia'ya,
- FDJ'deki otorite boşluğunda öne çıkabilecek genç yetenek Ellisonde'a,
- Vatandaşlık hanesinde Kolombiya yazan herhangi bir bisikletçiye,
- Üst üste yedinci büyük turunu bitirmeye gelen Adam Hansen'a,


Dikkat kesilelim.


Vuelta'ya girerken söyleyeceklerim bu kadar. Yarış günleri buralarda belirecek ön bakışlar ve mevzular karıştıkça eklenecek analizler için de beklerim. 

İyi seyirler.

Etabın başlamasına bir saatten biraz daha az bir süre kala yazmaya başladım yazıyı, büyük ihtimalle etap profili açısından çok bir hayrı dokunmayacak ama en azından yayının başlarında denk gelip de okuyan olursa birkaç ufak bilgiyi atlamamış olalım. Zira dinlenme gününün de rehavetiyle saldık iki gündür. Boş geçmeyelim.

Bu seneki Giro'nun ilk zirve finişi bugün Altopiano del Montasio'da bekliyor. Tolmezzo'daki beslenme bölgesine kadar profil sakin dursa da asıl iş mousette'ler alındıktan sonra başlayacak. Paularo'dan sonra yollar daralacak, eğim inanılmaz düzensiz bir şekilde artacak. Başlangıçta %10.9'luk bir eğim olacak, sonra dar yollardan teknik ve sıkıntılı kısa bir iniş, ardından yine %10.6'lık bir sektör olacak. Zirveye doğru eğim insafa gelse de bu değişken yapı Basso ve Ullrich tarzı oturduğu yerden sabit ritmle tırmanan isimler için sıkıntı anlamına geliyor. Wiggins'i bu tarzda çıkan isimlerin arasına koyabiliriz üretilen güç üzerinden pedal çevirdiği için. Başka bir şey diyemiyorum çünkü paşamızı atak yaparken, şöyle hafiften selenin üzerinde kırıtırken görmedik hiç!

Bu bölüm yaklaşık 9 kilometre civarında sürecek. Finişten 65km uzaklıkta başlayacak olması sebebiyle genel klasman iddialılarından çılgın işler beklemek olmaz ama orta sektördeki teknik iniş, Wiggins'ten bir nebze olsa zorlanma emaresi gören Nibali ve peşine rahatlıkla takılabilecek gibi gözüken Cadel için hiç değilse yıpratma fırsatı sunabilir.

Altopiano'ya çıkan son 11km'lik tırmanışta ise çok ilginç işler bekleyebilir bizi. Efsane bir kaçış galibiyetine de tanıklık edebilirz, genel klasman iddialıları arasında bir gövde gösterisine de dönüşebilir. Son tırmanış yer yer %20'lik duvarlarla karşılayacak bisikletçileri. Önümüzdeki iki hafta için çok önemli sinyaller verecektir bugünkü etap.

Wiggins ne yapacak? Orta sektördeki inişi nasıl alacak? Nibali ve kurmayları ne alemde? BMC, Cadel'in yanında olabilecek mi? Cadel'in ilk 9 gündeki formu tırmanışta da devam edecek mi? Hesjedal kilo olarak geçen seneye göre daha zayıf, bunun faydasını görecek mi?

Pozzovivo, Betancur ve diğer delikanlı kaçışçılar mutlu sonla mı bitirecek? Scarponi de Cadel-vari bir şekilde sessiz ve derinden geliyor, neredeyse berbat bir zamana karşıcı olmasına karşın tırmanış karakterli etap profili sayesinde müthiş iş başarmıştı 8. etapta. Son bölümdeki eğimde bir şeyler deneyebilir mi? En düz etapta dahi bir şekilde kendini ilk 10'a sokan, her zaman finiş bölümünde grubun önüne minik sprintler atan, 8. etaptaki zamana karşıda o ölümcül son 3km'de herkesten daha güçlü ve çabuk çıkan Cadel bonifikasyonlar için fırsat kollar mı kaçışçılardan yer kalırsa? Katusha tura damga vurmaya devam eder mi? Yoksa genel klasman tayfası günü kayıpsız geçmeye bakıp sahneyi kaçan cengaverlere mi bırakır?

Açıkçası oldukça çılgın bir Giro izliyoruz, hemen her sene olduğu gibi. Şu an temmuz ayında olsak genel klasmancılardan çok bir şey beklemezdim ama İtalya topraklarında herkese bir hal geliyor, kimsenin sağı solu belli olmayacak. Wiggins atak yaparsa dahi şaşırmayaca- yok yok, ona şaşarım.

Blogroll

Katkıda bulunanlar

About